Yani bu kadar tabloyu kim yiyecek arkadaş?
Dijital dünyada verinin artık çöpten hallice olduğu günlere hoş geldiniz.
Bir rapor geliyor önümüze: Grafikler, yüzdeler, ısı haritaları…
“Hocam burası yeşil, şurası kırmızı, şu yüzde arttı, bu yüzde azaldı.”
Eee?
Yani ne oldu şimdi?
Hiçbir fikri olmayan bir “rapor dolusu hayatlar” geçiriyoruz.
RAPORLAR HEP İYİ, AMA GERÇEKLER?
Geçtiğimiz sene büyük bir FMCG markası dijital kampanya yaptı.
Sonuçlar harika: “%350 trafik artışı!”
Alkışlar, story’ler, ajansın slack kanalında GIF’ler uçuşuyor.
Ama sonra bir bakıldı: Trafik Hindistan’dan gelmiş.
Hem de bot!
Yani gerçek kullanıcı yok, satış yok, içgörü yok… ama Excel tablosu bol!
Kaynak: Bot trafiğin pazarlamayı nasıl kandırdığı – Forbes
VERİ OLUR AMA AKIL GEREK
Demek ki, veri varsa güzel. Olmazsa zaten toplantılarda konuşulacak ne var ki?
Ama o veriye bakıp “neden böyle oldu?”, “sonra ne olacak?” sorularını soracak adam yok.
Çünkü herkes sayıya, kimse insana bakmıyor.
Halbuki pazarlama hala duygularla çalışıyor.
Yani sadece tablo yetmez; biraz sezgi, biraz kültür, biraz da insan bilgisi lazım.
TOMMY HİLFİGER: İÇGÖRÜNÜN PAZARLAMAYA DÖNÜŞTÜĞÜ AN
1985 yılında kimse Tommy Hilfiger’ı tanımıyordu. Yani gerçekten hiç kimse. Ama pazarlama zekâsı başka bir şeydir, hele ki içinde içgörü varsa…
O dönem New York’ta kocaman bir billboard’a şu dört ismi yazdı:
- Ralph Lauren
- Perry Ellis
- Calvin Klein
- ? ? ? ?
Altta küçük bir not: “Amerika’nın bir sonraki büyük moda tasarımcısıyla tanışın: Tommy Hilfiger.”
Yani adam, pazarda olmayan bir şeyi tüketicinin zihnine yerleştirerek bir kategoriye kendini dördüncü oyuncu olarak ekledi. Kendi bilinmezliğini, başkalarının bilinirliğiyle kıyasladı ve algıyı yeniden yazdı.
Bu sadece bir reklam değil, görülmemiş bir içgörü stratejisiydi.
Kaynak: Tommy Hilfiger Billboard Hikayesi
SON SÖZ:
Veri var ama içgörü yoksa, pazarlama biraz sudoku gibi olur:
Herkes bir şeyler deniyor ama çözüm ortada yok.
Eğer veriyi okuyacak, duyguyu katacak, stratejiye dönüştürecek biriysen…
İşte o zaman bu işin hakikaten kıymetlisisin. Aslında tüketici yine insani yaklaşımı bekliyor. Yoksa iki tane jpeg, bir tane video ile insanların önüne çıkmak demode olmak üzere bile. İşe yön veren pazarlamayı tetikleyen işlerin varsa hayatta kalabilirsin.
Yoksa?
Raporlar dans eder, markalar halay çeker, ama satışlar yerinde sayar.