Son zamanlarda LinkedIn’i açıyorum, “Bizim yapay zekamız…”, “Şirketimizin AI çözümü…”, “Yerli ve milli GPT’miz…” gibi cümleler havada uçuşuyor. Yapay zeka adeta yeni dünya kıtası gibi; herkes bayrağını dikmeye çalışıyor.
Ama sakin olun. Yapay zeka kimseye ait değil. Hatta belki de herkese ait. Yani AI, öyle “bu benim çöplüğüm” denilecek bir şey değil. Daha çok kamuya açık bir kütüphane gibi: Kim önce giderse rafı kullanıyor, ama kimse rafın sahibi değil.
KALEM GİBİ DÜŞÜNÜN
Yapay zeka, tıpkı kalem gibi bir araç. Kalemle aşk mektubu da yazarsın, tehdit notu da. Yapay zeka da öyle. Nasıl kullanırsan o hale geliyor.
Eğer “AI ile reklam kampanyası yaptık!” deyip, üç stock görseli birleştirip sunuyorsan… O kampanyayı yapay zeka değil, senin pazarlama ego’n yapmıştır. Kötü bir fikir varsa, AI değil sen sorumlusun. Çünkü hala dümeni sen tutuyorsun, en azından şimdilik.
MARKALARIN AI FETİŞİ
2024’te yapılan bir araştırmaya göre, pazarlama yöneticilerinin %76’sı AI entegrasyonunu markalarının “inovatif” görünmesi için kullandıklarını söylemiş. (Kaynak)
Yani bazı markalar için yapay zeka, daha çok bir makyaj. Gerçekten içeriden dönüşmüyor; sadece “cool” görünmek istiyor.
Yapay zeka ile yapılmış 3 cümlelik basın bültenine, 7 saat sunum yapıldığında… Orada AI değil, PR çalışıyor demektir.
SAHİP OLMA, SORUMLU OL
Sahiplikten çok daha kıymetli bir şey var: Sorumluluk.
AI’dan çıkan içeriğin, fikrin, kampanyanın doğruluğundan, tutarlılığından kim sorumlu?
“Ben yapmadım, GPT yazdı” diyemiyorsun. Şimdilik GPT cezaevine gitmiyor çünkü.
SONUÇ?
Yapay zeka kimseye ait değil, ama herkesin sorumluluğunda. Markaların da bireylerin de…
Yani AI, sihirli bir değnek değil. Ama doğru elde, hâlâ harika işler yapar.
Yeter ki onu kullanmayı, yönetmeyi ve anlamayı bilelim. Ve ne olur, her çıkan modele “bizim çocuk” muamelesi yapmayalım.