Son dönemde farklı sektörlerden birçok şirket yöneticisiyle bir araya geliyoruz. Bu görüşmelerde dikkatimi çeken ortak bir nokta var.
Şirketlerin büyük çoğunluğu bütçe yetersizliğinden, teknoloji eksikliğinden ya da insan kaynağı sorunundan şikâyet ediyor. Ancak biraz derine indiğinizde asıl problemin çoğu zaman bunlar olmadığını görüyorsunuz.
Sorun çoğu zaman tek bir cümlede saklı:
“Biz hep böyle yapıyoruz.”
İlk bakışta masum görünen bu yaklaşım, aslında birçok şirketin büyümesini yavaşlatan görünmez bir fren görevi görüyor. Çünkü değişimin bu kadar hızlandığı bir dönemde, geçmişte işe yarayan yöntemler gelecekte de işe yarayacak anlamına gelmiyor.
Özellikle son birkaç yılda yapay zekâdan dijital dönüşüme, müşteri davranışlarından çalışma modellerine kadar birçok alanda köklü değişimler yaşanıyor. Ancak ilginç olan şu ki, birçok şirket bu değişimleri görüyor olmasına rağmen iş yapış biçimlerini değiştirmekte zorlanıyor.
Çünkü sorun teknoloji eksikliği değil, alışkanlıklardan vazgeçememek. Hatta ve hatta güncellenemeyen şirket kültürü diyebilirim.
GEÇMİŞ BAŞARILARIN TUZAĞI
Şirketler büyüdükçe süreçler oluşturur, kurallar koyar ve sistemlerini oturturlar. Bu son derece doğaldır. Ancak zaman içinde bu sistemler şirketi ileri taşıyan araçlar olmaktan çıkıp değişimin önünde engel haline gelebilir.
İş dünyasının en bilinen örneklerinden biri Kodak’tır. Dijital fotoğraf teknolojisinin ilk örneklerinden biri aslında Kodak mühendisleri tarafından geliştirildi. Ancak şirket mevcut iş modelini korumayı tercih etti. Sonuç hepimizin bildiği gibi oldu.
Benzer şekilde Nokia, cep telefonu pazarındaki liderliğine fazla güvendi. Akıllı telefon dönüşümünü rakiplerinden daha yavaş okudu. Bir dönemin tartışmasız lideri olan marka kısa süre içinde pazarın gerisine düştü.
Bu örnekler artık klasikleşti. Ancak benzer durumları bugün Türkiye’de de farklı ölçeklerde görmek mümkün.
Birçok şirket yapay zekâyı konuşuyor ancak süreçlerini değiştirmiyor.
Veri odaklı yönetimi savunuyor ancak kararlarını hâlâ alışkanlıklarla veriyor.
Dijital dönüşüm projeleri başlatıyor ancak kurum kültürünü dönüştürmüyor.
Sonuç olarak teknoloji yatırımları yapılıyor ama beklenen etki ortaya çıkmıyor.
En komiği de elektronik ev aletleri satan büyük bir markamız yapay zeka teknoloji ile ilgili birçok toplantıya sponsor veya iç bünyesinde çalışmalar yapıyor ancak çıktı yok. Çünkü kafada teknoloji var uygulamada klasik iş rutinleri. Şu anda da sanırım zor günler geçiriyorlar. Arçelik değil bu marka siz tahmin ediyorsunuz.
TEKNOLOJİ DEĞİL, ZİHNİYET DÖNÜŞÜMÜ
Bugün birçok yönetici dijital dönüşümü yeni bir yazılım satın almak olarak görüyor.
Oysa gerçek dönüşüm bir program kurmakla başlamıyor.
Bir CRM satın almak müşteri odaklı olmak anlamına gelmiyor.
Yapay zekâ aboneliği almak inovatif olmak anlamına gelmiyor.
Yeni bir raporlama aracı kullanmak veri kültürü oluşturmak anlamına gelmiyor.
Asıl dönüşüm insanların düşünme ve karar verme biçimlerinde başlıyor.
Şirketler çoğu zaman teknolojiyi mevcut düzenlerini korumak için kullanmaya çalışıyor. Oysa teknoloji, mevcut düzeni sorgulamak için bir fırsat sunuyor.
Bugün başarılı olan şirketlere baktığımızda ortak özelliklerinin kullandıkları araçlardan çok değişime gösterdikleri açıklık olduğunu görüyoruz.
Bazı şirketlerde bu değişim hay hay ile karşılanırken tam tersi olanlarda ise hay huy diye karşılanıyor.
YENİ REKABET AVANTAJI: ADAPTASYON HIZI
Uzun yıllar boyunca şirketlerin büyüklüğü önemliydi.
Daha sonra hız önemli hale geldi.
Bugün ise asıl rekabet avantajı adaptasyon hızında yatıyor.
Müşteri beklentileri değişiyor.
Pazar dinamikleri değişiyor.
Teknolojiler değişiyor.
Çalışanların öncelikleri değişiyor.
Bu kadar hızlı değişen bir dünyada, geçmişte başarı getiren yöntemlere sıkı sıkıya bağlı kalmak şirketleri korumuyor. Tam tersine onları daha kırılgan hale getiriyor. Bu konuyu geçen yazmıştım.
Artık önemli olan her değişime koşulsuz şekilde uyum sağlamak değil.
Önemli olan değişimi zamanında fark etmek ve gerektiğinde kendi alışkanlıklarımızı sorgulayabilmek.
SONUÇ
Belki de şirketlerin bugün kendilerine sorması gereken en önemli soru şu:
“Bugün sıfırdan başlasaydık, bu işi yine aynı şekilde mi yapardık?”
Bu soruya verilen dürüst cevap, çoğu zaman şirketin geleceği hakkında önemli ipuçları verir.
Çünkü şirketleri gelecekte başarısızlığa götüren şey çoğu zaman teknoloji eksikliği değildir.
Asıl risk, geçmiş başarıların gölgesinde yaşamaya devam etmektir.
Ve bazen bir şirketin duyabileceği en tehlikeli cümle gerçekten de şudur:
“Biz hep böyle yapıyoruz.”
Kaynaklar
- Clayton Christensen — The Innovator’s Dilemma
- John Kotter — Leading Change
- McKinsey & Company — Digital Transformation Research
- Deloitte — Global Human Capital Trends
- Harvard Business Review — Organizational Change Studies
- IBM Institute for Business Value — CEO Outlook Reports