Son birkaç yıldır yapay zekânın hayatımıza ne kadar hızlı girdiğini konuşuyoruz. Her gün yeni bir araç, yeni bir model, yeni bir özellik çıkıyor. Dün saatlerce yaptığımız bir işi bugün birkaç dakika içerisinde halledebiliyoruz. Özellikle bizim reklam ve pazarlama dünyasında değişim çok daha belirgin. Bir metin yazmak, sosyal medya içeriği oluşturmak, görsel hazırlamak, sunum yapmak, video üretmek hatta reklam fikri geliştirmek artık geçmişe göre çok daha kolay.
Bence burada ilginç bir durum ortaya çıkıyor. Yapay zekâ üretimi kolaylaştırdıkça aslında içeriğin kendisini ucuzlatıyor. Yanlış anlaşılmasın; parasal anlamda söylemiyorum. Bir şeyin kolay ve sınırsız üretilebilir hale gelmesi, doğal olarak o şeyin tek başına değerini azaltıyor. Ve sanırım tam da bu yüzden başka bir şey çok daha değerli hale geliyor: Güven.
ARTIK HERKES İYİ GÖRÜNEBİLİR
Bundan 10 yıl önce profesyonel görünen bir marka yaratmak bugünkü kadar kolay değildi. İyi bir tasarım ekibine, yazara, fotoğrafçıya, prodüksiyona ve ciddi bir organizasyona ihtiyacınız vardı. Bugün küçük bir şirket bile doğru yapay zekâ araçlarını kullanarak oldukça büyük ve profesyonel görünebilir. Bir girişimci birkaç saat içerisinde kurumsal kimliğini oluşturabilir, internet sitesini hazırlayabilir, sosyal medya içeriklerini yazabilir ve ürününü anlatan bir video üretebilir.
Hatta biraz ileri gidersek insan kendisini de olduğundan farklı gösterebilir. LinkedIn’e baktığınızda herkes lider, herkes stratejist, herkes yapay zekâ uzmanı, herkes başarı hikâyesi anlatıyor. Burada doğal olarak şu soru ortaya çıkıyor: Peki kime inanacağız?
GÖRÜNÜRLÜK ARTIK TEK BAŞINA YETMİYOR
Uzun yıllar markaların en önemli problemlerinden biri görünür olmaktı. Daha fazla reklam verelim, daha fazla kişiye ulaşalım, daha çok içerik üretelim, daha çok takipçimiz olsun. Bunların hepsi hâlâ önemli. Ancak bence pazarlamanın denklemi değişmeye başladı. Çünkü görünür olmak giderek kolaylaşıyor. Asıl zor olan, görünür olduğunuzda insanların size inanmasını sağlamak.
Bir marka reklamında başka bir şey söylüyor, müşterisi ürünü kullandığında başka bir şey yaşıyorsa bunun üzerini artık iyi iletişimle kapatmak çok zor. CEO LinkedIn’de çalışan mutluluğundan bahsediyor ancak çalışanlar şirket hakkında tam tersini anlatıyorsa bir yerde problem var. Marka sürdürülebilirlik diyor ama yaptığı iş bununla çelişiyorsa yine aynı problem ortaya çıkıyor.
Çünkü artık marka kendi hikâyesinin tek anlatıcısı değil. Müşteri anlatıyor, çalışan anlatıyor, Google anlatıyor, sosyal medya anlatıyor. Şimdi bir de yapay zekâ bütün bunları okuyup insanlara anlatmaya başladı. Yani markanın söylediği ile gerçekte ne olduğu arasındaki mesafe giderek daha görünür hale geliyor.
YAPAY ZEKÂ BİLGİYİ ÇOĞALTIR, DENEYİMİ DEĞİL
Bence kişisel markalarda da benzer bir dönem başlayacak. Yapay zekâ size çok iyi bir liderlik yazısı yazabilir, pazarlamayla ilgili onlarca fikir verebilir, bir konferans konuşması bile hazırlayabilir. Ama 25 yıldır iş yaparken yaptığınız hataları yaşamış değildir. Kaybettiğiniz müşteriyi kaybetmemiştir, yanlış kararın maliyetini ödememiştir, bir toplantıdan çıktıktan sonra “burada bir şeyleri yanlış yaptık” hissini yaşamamıştır.
İşte insanı hâlâ değerli yapan şey biraz da burada: Yaşanmışlık. Sanırım bundan sonra iyi içerikle gerçek içerik arasındaki fark daha fazla önem kazanacak. Çünkü kusursuz cümle kurmak kolaylaşıyor ama gerçekten size ait bir düşünce oluşturmak hâlâ kolay değil.
MARKALARIN YENİ SERMAYESİ: GÜVEN
Pazarlama dünyasında yıllardır erişim, frekans, etkileşim, dönüşüm, performans gibi birçok metriği konuşuyoruz. Bunları konuşmaya da devam edeceğiz. Ancak ben önümüzdeki dönemde bunların üzerinde başka bir kavramın daha fazla konuşulacağını düşünüyorum: Güven.
Çünkü güveni reklam bütçesiyle satın alamıyorsunuz, bir gecede oluşturamıyorsunuz, prompt yazarak üretemiyorsunuz. Yıllar içerisinde davranışlarla, ürünle, insanlarla ve tutarlılıkla inşa ediyorsunuz. Üstelik oluşturması yıllar süren güveni bazen birkaç dakikada kaybedebiliyorsunuz.
Belki bu yüzden geleceğin güçlü markaları en fazla konuşanlar değil, söylediği ile yaptığı birbirine en çok benzeyenler olacak.
SONUÇTA
Yapay zekâ içerik üretimini daha da kolaylaştıracak. Yakında bugün bize çok etkileyici gelen birçok üretim sıradanlaşacak. Daha fazla yazı, daha fazla video, daha fazla görsel ve daha fazla mesaj göreceğiz. Yani iletişim dünyasında gürültü daha da artacak. Ancak gürültü arttıkça insanın güvenebileceği kaynak arayışı da artacak.
O yüzden markalara ve kişisel markasını oluşturmaya çalışan insanlara bundan sonraki dönemde sadece “daha fazla içerik üretin” demek bana eksik geliyor. Belki önce şu soruyu sormak gerekiyor: İnsanlar size neden inansın?
Çünkü yapay zekâ çağında içerik bol olacak, görünür olmak kolaylaşacak ve konuşmak herkesin yapabileceği bir şey olacak. Ama güven hâlâ zor kazanılacak.
Kısacası yapay zekâ bir taraftan içeriği ucuzlatırken, diğer taraftan belki de pazarlamanın en eski kavramlarından birini yeniden en değerli hale getiriyor: Güveni.

