Site icon SEFA KARAHAN

En çok kimlerle başardık?

Yıllardır farklı sektörlerden şirketlerle çalıştık. Madencilikten, FMCG’ye, üretimden e-ticarete, gıda, gayrimenkul ve makinaya kadar uzanan geniş bir yelpazede reklam, pazarlama iletişimi ve performansa dayalı sonuç gören projeler yürüttük. Aynı ülke, aynı ekonomik şartlar, aynı maliyet baskıları… Ancak sonuçlar hiçbir zaman aynı olmadı. Aynı dönemde kimi şirket “piyasa durgun” dedi, kimi şirket düzenli şekilde yol aldı. Aynı bütçeyle biri yerinde saydı, diğeri istikrarlı biçimde ilerledi.

Zamanla şunu net gördüm: Sonuçları belirleyen sektör değil, zihniyet.

KARAR CESARETİ

En sağlıklı ilerlemeyi, kararın hızlı çıktığı yapılarda gördük. Yönetimin sürecin içinde olduğu, risk almaktan kaçmayan, net sorumluluk tanımları olan şirketlerde işler farklı akıyor. Çünkü sürdürülebilir ilerleme cesur ama bilinçli karar ister. Arada katmanların olduğu, herkesin onay verdiği ama kimsenin sahiplenmediği yapılarda süreç uzuyor, enerji dağılıyor.

Yetki netse, yön netleşiyor.

VERİYE SAYGI

“Güzel oldu” cümlesiyle yetinmeyen şirketlerle daha sağlam sonuçlar aldık. “Kaç lead geldi?”, “Maliyet ne?”, “Dönüşüm oranı kaç?” “Kaç müşteri yaptık?” “Kaç müşteriye döndük?” diye soran ekiplerde süreç daha rasyonel ilerliyor. Veriyi takip eden, ölçümü alışkanlık haline getiren yapılarda dalgalanma azalıyor.

Sürdürülebilir ilerleme, ölçüm disiplini olmadan mümkün değil.

HIZ REFLEKSİ

Bazı şirketler aylarca plan yapıyor ama uygulamaya geçmekte zorlanıyor. Bazıları ise hızlı test ediyor, sonucu ölçüyor, devam mı tamam mı kararını veriyor. İkinci grupta istikrar daha hızlı oluşuyor. Çünkü bugünün dünyasında mükemmel planlardan çok, doğru tempoda ilerlemek değerli.

Hız, kontrolsüzlük değildir.
Hız, karar refleksidir.

PAZARLAMAYA BAKIŞ

Pazarlamayı gider kalemi olarak gören şirketlerle istikrar kurmak zorlaşıyor. Pazarlamayı stratejik yatırım olarak gören yapılarda ise ajans bir tedarikçi değil, sürecin parçası oluyor. Bu bakış açısı değiştiğinde iletişim dili değişiyor, beklenti değişiyor, sonuç değişiyor.

Sürdürülebilir ilerleme, bütçeden önce bakış açısıyla başlıyor.

İÇ ENERJİ

En görünmeyen ama en belirleyici faktör içerideki enerji. Markaya inanan, süreci sahiplenen, sorumluluğu paylaşan ekiplerle çalıştığımızda sonuçlar daha dengeli oldu. İçeride güven varsa dışarıya da yansıyor. İçeride şüphe varsa, o da süreci yavaşlatıyor.

İlerleme önce içeride başlıyor.

Elbette herkesle çalıştık. İşler yürüdü, kampanyalar çıktı, raporlar yazıldı. Ancak her projede istikrarlı bir ivme oluşmadı. Çünkü istemek başka, hazır olmak başka.

Bugüne kadar en net gördüğüm şey şu:
Sürdürülebilir ilerleme bütçeden bağımsız değil ama bütçeyle sınırlı da değil. Sektörden bağımsız değil ama sektöre mahkûm da değil.

Asıl belirleyici olan zihniyet.

Biz herkesle çalışabiliriz.
Ancak istikrarlı ilerleme herkesle çıkmıyor.

Doğru zihniyetle bir araya geldiğimizde ise süreç sakin, dengeli ve kalıcı oluyor. Çünkü sürdürülebilir ilerleme bir kampanya sonucu değil, bir yönetim refleksidir.

Exit mobile version