Son yıllarda şirketlerde yenilik ve dönüşüm kelimeleri neredeyse her toplantının doğal parçası haline geldi. Yapay zekâdan, dijitalleşmeden, yeni nesil yaklaşımlardan söz etmeyen çok az sunum kaldı. Kavramlar tanıdık, dil ortak. Ancak sahaya indiğimizde, özellikle karar anlarında, bu kavramların ne kadarının gerçekten içselleştirildiği hâlâ net değil.
Çünkü yenilik, yalnızca konuşulduğunda değil; seçildiğinde anlam kazanıyor.
AYNI MASADA FARKLI ZAMANLAR
Toplantı masalarında sıkça şuna tanık oluyoruz: Aynı konu konuşuluyor ama farklı dönemlerden gelen refleksler aynı anda devrede. Dijitalden, veriden, çok kanallı yapılardan bahsedilirken gelen bazı sorular ilk bakışta kopuk gibi görünebiliyor. Oysa çoğu zaman mesele yanlış soru değil. Daha çok, geçmişten gelen alışkanlıkların hâlâ karar mekanizmasında yer bulması.
Kavramlar hızla değişiyor. Refleksler ise çok daha yavaş.
Bu yüzden aynı masada, aynı hedefe bakarken bile farklı zamanlardan konuşulabiliyor. Geçtiğimiz günlerde konkura girdiğimiz marka adayı ile yaptığımız konuşmada “Biz eski nesil ajans olmaktan çıktık artık yapay zeka ile tüm setleri kontrol edip gelişim sağlıyoruz. Böylece daha fazla hedef insana ulaşıp satış ve pazarlamayı güçlendiriyoruz” dediğimde marka danışmanının bize sorduğu soru şuydu: “Anlamadım siz şimdi bilboard yapabiliyor musunuz yapamıyor musunuz? Dijital ajans mısınız? Reklam ajansı mısınız?
Biz çoklu disiplinleri barındıran bir ajans olduğumuzu anlatmaya çalışıyoruz. Yeni formattayız. Karşı taraf eski formatta kayıt altına alıyor. Bakın her yerde yazılar, çiziler paylaşımlar yenilikçilikten dünyayı sarmalamaktan bahsediyor. Ancak ezberler hala eski.
YENİLİK İSTEĞİ İLE KARAR GERÇEKLİĞİ
Bugün birçok kurum yenilik istediğini söylüyor. Bunu çoğu zaman samimiyetle söylüyor. Ancak karar süreçlerine yakından bakıldığında, güven duygusunun hâlâ tanıdık olan üzerinden kurulduğunu görmek zor değil. Farklı olandan önce fiyatın konuşulması, stratejik ortaklık beklentisinin operasyonel sınırlarla tarif edilmesi ya da çok boyutlu projelerin tek boyutlu kriterlerle ele alınması bu durumun yansımaları. Hatta ve hatta 3 aday var denilip 10 aday ajansı koşturarak emeği umursamamanın eski bir yöntem olduğunun farkında olunmadan.
Aslında burada sessiz bir kabul ediliş var yani aslında bir çelişki yok. Daha çok, belirsizliğe karşı verilen ezber refleksler var. Ya da bakın 10 koşturduk, damıttık, 1 alacağız bu yüzden ben önemli bir danışmanım duruşu olabilir. Bilmiyorum açıkçası.
Yeni olan, doğası gereği kontrol hissini azaltıyor. Kontrol azaldığında, alışkanlıklar devreye giriyor.
YENİLİK SADECE ARAÇ MI?
Yenilik çoğu zaman araçlarla karıştırılıyor. Yeni bir teknoloji, yeni bir yazılım ya da yapay zekâ destekli bir üretim modeli… Bunların hepsi önemli ama tek başına yeterli değil. Gerçek yenilik, işin tamamına dokunduğunda anlamlı hale geliyor. İş hedefiyle, ticari yapı ile ve ölçülebilir sonuçlarla aynı zeminde buluşmadığında, ortaya çıkan etki sınırlı kalıyor.
İyi fikirler üretmek değerli. Yapay zekayla film hazırlamak değil. İyi işler çıkarmak önemli. Yapay zekalı efektler değil. Ama asıl mesele, bu fikirlerin nasıl bir iş modeline hizmet ettiği meselesi. Yoksa görsel efektlerden oluşan bir filmin satış yapamayacağını everybody know yani.
Yenilik, yalnızca ne üretildiğiyle değil; o üretimin nasıl bir değere dönüştüğüyle ilgilidir.
YARATICILIK VE TİCARİ GERÇEKLİK ARASINDAKİ DENGE
Projelerde farklı önceliklerin öne çıkması son derece doğal. Kimi zaman yaratıcı üretim tarafı baskın olur, kimi zaman sürdürülebilirlik ve teklif yapısı daha fazla konuşulur. Sorun bu yaklaşımların varlığı değil. Sorun, birbirlerini dışladıkları an başlar.
Yaratıcılık ticari gerçeklikten koparsa etkisi kısa sürer. Ticari bakış açısı yaratıcılıkla beslenmezse ortaya sıradan yapay zekalı işler çıkar.
Dönüşüm dediğimiz şey, bu iki bakış açısının aynı anda çalışabildiği noktada başlar. Biri diğerinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.
STATÜKONUN SESSİZ KONFORU
Statüko yüksek sesle konuşmaz ama masada her zaman vardır. Tanıdık sorular, bildik beklentiler ve alışılmış ölçüm yöntemleri karar verene güven verir. Yeni olan ise çoğu zaman hafif bir rahatsızlık yaratır. Bu rahatsızlık, yanlış olduğu anlamına gelmez. Aksine, çoğu dönüşüm süreci tam da bu noktadan başlar.
Ancak yenilik konuşulup ertelendiğinde, dönüşüm olmaktan çıkar. Konuşulan ama seçilmeyen her yenilik, zamanla sadece bir kavrama dönüşür.
ASIL SORU
Bugün şirketlerin kendine dürüstçe sorması gereken soru belki de şudur: Biz yeniliği gerçekten istiyor muyuz, yoksa onu konuşmayı mı seviyoruz? Çünkü yenilik; sunumlarda, toplantı notlarında ya da niyet cümlelerinde değil, karar anlarında anlam kazanır.
Ve yenilik, ancak gerçekten seçildiğinde dönüşüme dönüşür.