Site icon SEFA KARAHAN

Save Mode’dan Safe Mode’a: Mülkiyet Çağı Bitiyor mu?

Bize uzun yıllar aynı ekonomik hikâye anlatıldı: Çalış, biriktir, satın al ve sahip ol. Ev tapusu, arabanın ruhsatı, kasadaki altın yalnızca birer varlık değil; aynı zamanda güven duygusuydu. Sahip olduğumuz şeylerin sayısı arttıkça kendimizi daha emniyette hissediyorduk.

Şimdi ise güvenin tanımı değişmeye başlıyor. İnsanlar artık yalnızca para biriktirdikleri “save mode”da kalmak istemiyor; paralarını tek bir varlığa kilitlemeden koruyabilecekleri “safe mode”a geçmeye çalışıyor. Soru artık sadece “Bunu satın alabilir miyim?” değil. “Bunu satın almak zorunda mıyım?”

Sahip olmak yerine erişmek

Bu değişimin küçük ama güçlü işaretlerinden biri cep telefonlarında görülüyor. Bankaların mobil uygulamalarında elektronik cihaz kiralama hizmetleri yer almaya başladı. Garanti BBVA ise bireysel müşterilerine iPhone’u 12 ya da 24 aylığına kiraladığı, süre sonunda cihazın iade edildiği ve mülkiyetin hiçbir zaman kullanıcıya geçmediği bir model sundu.

Bir zamanlar telefon alabilmek için kredi arayan tüketiciye bugün telefonun kendisi değil, kullanım hakkı satılıyor. Otomobilde yıllardır gördüğümüz model elektronik ürünlere ve başka kategorilere doğru genişliyor. Pazarlama literatüründe buna “liquid consumption” deniyor: Kalıcı sahiplik yerine geçici erişime dayanan, daha akışkan bir tüketim biçimi.

Bu yaklaşımın arkasında yalnızca yeni neslin özgürlük arayışı yok. Ürün fiyatları yükseliyor, teknoloji hızla eskiyor, bakım ve sigorta maliyetleri artıyor. Bir otomobil satın aldığınızda sadece aracı değil; değer kaybını, bakımını, vergisini, sigortasını ve satma zahmetini de satın alıyorsunuz. Kiraladığınızda ise çoğu zaman bu risklerin bir bölümünü hizmeti sunan şirkete devrediyorsunuz. Bunun karşılığında da bir kira ve hizmet primi ödüyorsunuz.

Mülkiyetsizleşiyor muyuz?

Bence henüz değil. Türkiye’de 2025 yılında kendi evinde yaşayanların oranı bir puan artarak yüzde 57,1’e çıktı. Aynı yıl hem konut hem otomobil satışlarında rekor seviyeler görüldü. Yani insanların sahip olma isteği ortadan kalkmış değil.

Üstelik her kiracı aynı nedenle kiracı değildir. Biri ev alamadığı için kirada oturur; diğeri aynı parayı tek bir eve bağlamak istemediği için. İstatistik ikisini de “kiracı” yazar ama ekonomik davranışları tamamen farklıdır. Bu nedenle yaşanan dönüşüme doğrudan mülkiyetsizleşme demek eksik kalır.

Asıl değişen, mülkiyetin biçimidir. İnsan bir evin ya da otomobilin sahibi olmayabilir; fakat mevduatın, yatırım fonlarının, hisse senetlerinin veya tahvillerin sahibi olabilir. Eskiden servet anahtarlarla ve tapularla görünürdü. Şimdi giderek daha fazla ekrandaki bir portföy olarak görünüyor. Bunlarla birlikte ekonomi okur yazarlığının da daha önem kazanacağı dönemlerdeyiz. En sonki fon krizinden sonra birçok insan adım attığı her bir yatırım aracının artısına eksisini düşünür olacak. Hadi danışman diyelim birçok banka çalışanı bu fonlara mevduatları yönlendiriyorlardı. Birisi de bendim ki ben bu çok kazandıracağı söylenen fonlara asla adım atmayanlardanım. İktisatta bir kural var: Herkes aynı yöne doğru çok koşuyorsa siz yüzünüzü arka tarafa doğru bir bakıp öyle karar verin. Haliyle mülkiyetsizleşen mevduatlar da nereye gideceğine yine tüketicilerinin kararıyla yol alacak.

Faiz geliri gerçekten gelir mi?

Burada tehlikeli bir yanılsama var. Bir evi satıp parayı yüksek faizli bir ürüne koymak ve getirisiyle kira ödemek, bugünün koşullarında akıllıca görünebilir. Fakat bugünkü yüksek faiz sonsuza kadar sürmez. Kiralar artabilir, faizler düşebilir, yatırım araçları değer kaybedebilir.

Daha önemlisi, nominal getirinin tamamı gerçek kazanç değildir. Örneğin yüzde 40 getiri elde ederken enflasyon yüzde 30 ise faizin önemli bir bölümü yalnızca anaparanın satın alma gücünü korur. Faizin tamamını harcayan kişi, farkında olmadan sermayesini de tüketebilir.

Bu nedenle “Paramı korur, getirisiyle yaşarım” cümlesinin doğru hesabı şudur: Vergi ve masraflardan sonraki getiri enflasyonun üzerinde kalacak, kira artışını karşılayacak ve anaparayı reel olarak koruyacak. Bu üçü aynı anda gerçekleşmiyorsa kişi safe mode’da değil, yalnızca geçici olarak rahat bir modda olabilir.

Kiralamak da yeni bir bağımlılık yaratabilir

Kiralama, satın almaya göre otomatik olarak daha güvenli veya daha ucuz değildir. Mülkiyet riskinden çıkarken sözleşme riskine girersiniz. Erken çıkış bedeli, hasar muafiyeti, kullanım sınırı ve sürekli aylık ödeme yükümlülüğü özgürlüğünüzü azaltabilir. Telefon sizden alınabilir, araç sözleşmesi yenilenmeyebilir, ev sahibi başka bir karar verebilir.

Bu yüzden ev ile telefonu aynı matematikle değerlendirmek doğru değildir. Hızla eskiyen, bakım isteyen ve sık değiştirdiğiniz ürünlerde kiralama mantıklı olabilir. Uzun süre kullanacağınız bir üründe ise satın almak daha ucuz kalabilir. İçinde yaşadığınız ev yalnızca yatırım değildir; kira artışına, tahliyeye ve yer değiştirmeye karşı kişisel bir güvence de sağlar.

Gelecek seçici mülkiyetin olabilir

Ben insanların her şeyden vazgeçeceğini düşünmüyorum. Daha olası gelecek şu: Değer üreten, uzun vadeli güven sağlayan ve stratejik olan varlıklara sahip olacağız; hızla değer kaybeden, bakım yükü yaratan veya kısa süre kullanacağımız şeyleri kiralayacağız.

Yani mülkiyet ortadan kalkmayacak, daha seçici hale gelecek. İnsanlar sahip oldukları nesnelerin sayısıyla değil, koruyabildikleri sermaye ve seçeneklerinin çokluğuyla kendilerini güvende hissedecek.

Belki de yeni zenginlik, çok sayıda anahtara sahip olmak değil; hiçbir kapıya mecbur kalmamaktır.

Exit mobile version