Site icon SEFA KARAHAN

Markalar reklam ajansına ne kadar müdahale etmeli?

Bugün ve geçmişte reklam gereksinimi duyan tüm markalar varmak istedikleri hedeflerine iletişimi yöneterek varmışlar. Büyük markaların DNA’larında bu var. Marka konusuna uzun uzadıya girmeyeceğim. Çünkü marka işine çok daha fazla kafa patlatmış birçok danışman yazıyor çiziyor. Ancak bir reklamcı olarak şunu görebiliyorum ki marka ne ise iletişimi de ona dönüşüyor. Yani neye karar verirse tüketicisine iletebiliyor. TOBB’da Genç Girişimciler Kurulu’nda İcra görevindeyken ve ticaret odalarındaki kayıtlardan da biliyorum ki, birçok Türk markası 10. yılında yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Sermayeleri var, birçoğu ürün odaklı büyüyorlar, aşkla işlerinin başındalar hatta dünyadaki ülkelerden daha fazla mesai sarfedip enerji harcıyorlar. Acaba neden?

UYGULAMACI AJANS, YARATICI VE ÇÖZÜM ÜRETEN AJANS HANGİSİ?

Türkiye ast üst, büyük küçük kültürüyle büyümüş çocukların ülkesi. Yani bu kast sistemi kurumsallaşamamış birçok işletmeye yön veriyor. Ya da olmasa bile bu kültürle büyümüşlerin yönetim dairesinde gelişiyor markalar. Haliyle yukardan basan, ben yöneticiyim en iyisini bilmesem zaten burda olmam. Ben her konuyu en iyi bilirimcilerin geniş yelpazede olduğunu gözlemledim uzun yıllar. Bunu bir reklamcı olarak söyleyebiliyorum. Aynı zamanda işin patron kısmında birçok STK ve Oda nezdinde ziyaret ettiğimiz irili ufaklı markalarda gözlemlemiş bulunuyorum. Daha da ileri gidecek olursak aynı yapıyı büyük markalarda da görmemek elde değil. Bunların haricinde çok iyi yerlere gelmiş, yönetimini ve organizasyonunu oturtmuş markaların güzel işler yaptığını gördüm. Ancak bu oran çok düşük. Zaten dünya sıralamasına bakacak olursak markalarımızın yaydığı enerji ve yaygınlığını anlamış oluruz. Bazı örnekler haricende (getir, hepsiburada, THY) hala dünyayla entegre olamamış durumdayız. Haliyle bu yapılardaki markalar da reklam ajanslarıyla karşı karşıya geldiklerinde bu kültüre boyun eğmesini bekliyorlar. Buna birçok ajansta zaten evet demiş durumda. Ne denirse yapar hale dönüşmüşler. Gel denilince gelinir, git denilince gidilir olmuş. İşin komiği de kulak memesi kıvamına getirilen ajanslara daha sonra da; ya biz size niye para ödüyoruz hiç fikir getirmiyorsunuz biz ne diyorsak onu yapıyorsunuz diye çıkışılır. Yine işini iyi yapan ve iş ortağına çözümler götüren ve çok güzel işlere imza atan ajanslarda gördük ve görmeye de devam ediyoruz. Zaten markalaşmanın en önemli noktalarından birisi de bu olacak diye düşünüyorum.

Neyse öz konumuza dönelim reklam ve iletişime markalar ne kadar müdahale etmeli?

AJANS AJANS SÖYLE BANA BENDEN DAHA GÜZELİ, DAHA HEYBETLİSİ VAR MI?

Reklam ajansları artık dijitali bilmek zorundalar ve bu noktada da yenilikçi yapıya bürünerek hayatlarına devam etmeye çalışıyor. Markalar ister büyük olsun, ister KOBİ’si olsun ajans seçmeyi ve reklam verme bilincini yükselttikleri takdirde kendi aynalarına bakmış olacaklar. Çünkü ajanslar markaların dış bükey yansımasıdır. Siz neyseniz o yansır dışarı. Hem araştırma, strateji ve aynı zamanda kreatif çözümler sunan yenilikçi bir ajansla anlaşma yapmış bir markanın ya bir danışman eşliğinde ya da yönetim kurulu olarak dinlenilmesinde fayda var.

O ZAMAN SÖYLE BAKALIM NE YAPMAMIZ LAZIM PEKİ?

Kısacası her başarılı markanın yaptığı gibi sizi iyi anlatacak ajansı seçip toplantılarda neler yaptıklarını sorguladığınızda daha nesnel bir iletişim yakalanacağı aşikar.

Yeter ki markalarımızın kültüründe böyle bir anlayış olsun.

Saygılarımla dedim müsadenizle…

Exit mobile version