Stratejinin yanında, kültür kaç para ki?

Strateji kelimesini son dönemlerde her sektörde duyarken artık reklam ve pazarlama hatta marka danışmanlarının daha fazla kullandığını hepimiz biliyoruz.

İş hayatında, “duygusallığı bırak, stratejik ol oğlum” diyenlerle teşvik-i mesainiz olmuştur diye düşünüyorum. Bugünlerde böyle diye diye her şeye stratejik yaklaşır olduk. Reklama da, insan kaynaklarına da, aklınıza ne geliyorsa. Strateji de strateji…

Halbuki, strateji derken, duygusal zekasını kullananların nasıl dünyayı değiştirdiğini, sadece zihinsel zeka ile yaklaşmanın da bir işe yaramadığını çabuk unutmuşlardı.

Geçenlerde ‘Y ve Z kuşağı geliyor, 15-24 yaş arasındakilerin sadakat duyguları hiç yok. Buna göre bir strateji çıkarmalıyızı bir seminerde dinlemişliğim de var. Yani arkadan gelen arkadaşlar bir markayı satın alıyorlar şayet bu markada en ufak hata çıkarsa hiç affetmiyorlarmış ve hemen ikame ürüne yöneliyorlarmış. Karar vericiler de 10 yıla kadar bu arkadaşlar olacağına göre stratejiyi bunun üzerine kurmalıyız diye stratejistler çalışmaya başlamışlar bile.

Hoş Y kuşağıyla daha üç ayda ‘dünyaları fethedeceğim’ duygularını sakinleştirmeye çalışan yöneticiler ve liderlerle çok sohbetteyiz bugünlerde. Hatta Y kuşağın telaşalı bir şekilde hayatı bir an önce ele geçirme heveslerini karşılamaya çalışan şirketler bu hızlı tempoda dışı yanık, içi pişmemiş insan modelleriyle uğraşmıyorlar mı? Hiç de yanlış düşünmüyorlar sanırım. Önümüz zemheri 😉

NEYSE DERDİMİZ STRATEJİ İLE DEĞİL KÜLTÜRLE

Aslında buradan yola çıkacak olursak, derdimiz stratejiyle değil kültürle. Yani bir üründe, hatta ileri gideyim markaları da insana benzetirsek insanın kendine özgü bir kültürü yoksa ne yazık ki istediği kadar strateji oyunu oynasın. Burada Peter Drucker’in “Kültür stratejiyi sabah kahvaltısı niyetine yer” sözünü atlamadan biraz bahsetmek istiyorum. Stratejiyi mekanik çarkların üzerine kurduğunuzda ruhsuz bir makinanın sistematiğine benzeyecektir.

STRATEJİYE BİR ÖRNEK 🙂

Mesela geçtiğimiz 20 yıl içerisinde bilim adamları ineklerden esinlenerek süt üretmek istemişler. İneğin geviş getirmesinden sindirim sistemine kadar, bekleme süresi, ısı derecesi, mide özsularının salınımına kadar her şeyiyle aynı olan bir düzenek meydana getirmişler. Süper bir strateji değil mi? Yani düşünsenize bitmeyen sonsuz bir süt üretme makinesi… Ancak sonuç ne olmuş dersiniz? Yeşil iğrenç bir su elde etmişler. Çünkü mekanizmanın içerisinde ineğin ruhunu unutmuşlardı. O bir makinaydı inek değildi. Bir tabloya bakıp “Bu ne biçim balık” diyen kadına Picassonun dediği gibi; “o resim hanımefendi, balık değil :)” demesi gibi değil mi? İneğin kendi kültüründe bulunan ve süt üretimini yaparken salgıladığı enerjinin dili yok, nizamı yok, endüstrisi yok. Haliyle bu strateji tutmamış.

Yani üretilen her bir ürün, yaptığımız her bir iş, okuduğumuz her bir kitap kendi kültürünü yansıtır. Kültürün matematiği de ruhun derinlerindeki mekanizmalardan geliyor. İçe dökülür, kalpte kaynar, beyinde pişer, ellerden hayata akar. Dumanı üstünde karşımızdaki insanlarda vücut bulur.

KÜLTÜR KAÇ PARA Kİ?

Hani diğer tarafa giden Yahudi fıkrasındaki, “Kardeşim Cennet kaç para?” der gibi, kültürü de satın alabiliyor muyuz? Tabi ki alamıyoruz. Stratejistlerden hizmeti satın alabilirsiniz, sizin için güzel bir strateji üretebilir ancak birden bire şirkete veya insanlara kültür şırınga edemez. Kültür için;

  • Yılların içinden gelen bir sabır ve bakış açısı,
  • Çok okumak,
  • Hassas bir yaklaşım,
  • Duygusal zeka,
  • Ruhsal zeka,
  • Zihinsel zekayla kullanılan akıl,
  • Hiç bir şeyin sizin olmadığı hiçlik makamına gelmek gerekiyor.

Genel olarak yukarıdaki maddeler olmadan doğrudan strateji ile yaklaşılırsa, karşıda ki kadına niyetini doğrudan belli eden bir zamparanın yediği tokat gibi suratta patlayabilir.

DEMEK Kİ STRATEJİNİN KAYNAĞI KÜLTÜR

Hadi şimdi stratejik düşünelim. Kültürü olan toplumlar, insanlar, markalar stratejik yaklaşabilir. Apple bundan dolayı kazanmadı mı? Google’un bir kültürü yok mu? Ya da Madonna’yı kültürsüz bir pop sanatçısı mı sanıyoruz? Veya Micheal Jackson. Türkiye’deki birçok markanın veya bireyin başaramamasının nedeni burada yatmıyor mu? Kültürü olmadan direk stratejiyle işe dalınmıyor mu? Yani kendi ekosisteminizde bir kültür oluşturmak yıllarınızı alacaktır ancak ondan güzel bir strateji ile ulaşmak istediğiniz hedefe varmak çok daha kolay olacaktır.

KÜLTÜR+STRATEJİ+YAPMAK= HEDEF

Yukarıdaki formül, gözlem yaptığımızda birçok markada, insanda iş görmüş basitliktedir. Ancak her bir kelimenin altını doldurmak yıllar alır ve tırnak izleriyle doludur.

Haliyle kültürümüzü arttırıp, stratejiyi doğru yazıp, elimizdeki mevcutlarla iyi şeyler yaparsak;

Hedeflerimize ulaşabiliriz.

 

Görsel Kaynak: https://www.torbenrick.eu/blog/culture/organisational-culture-eats-strategy-for-breakfast-lunch-and-dinner/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir